Ömrümün son faslındayım artık. Üstüme sarsak bir ağırlık çöktü. Büyük randevunun acı zili çalındı kulağıma. Söylenmedik sözlerin hasreti yapıştı dudaklarıma. Hey dünyadakiler duyuyor musunuz? Ben ölüyorum! Nefesim kesiliyor. Ayaklarımdan başlayarak canım çekiliyor. Ana, baba, bacı, gardaş yetişin! Hala, teyze, amca, dayı koşuşun! Ayrılık hüznünün acıklı şarkısı çalıyor kulaklarıma. Zamansız bir uykuya dalıyorum şimdi.
.
Ah! Nasıl söylerler çileli anama öldüğümü, kim söyler ak saçlı babama, ya kardeşim küçük Ali, gelin olacak bacım, eli kınalı Zeynep… Kim düşürür kor ateşi yüreklere? Kim aşikâr eder hercai ayrılıkların sırrını? Henüz yirmi beş yaşında, doyamadan hayata… Umudun yağız atı kişnerken yüreğimde. Meydan okurken kudurmuş denizlere. Baharların yumuşak melteminde salınırken sandalım… Merhaba demeden umutlu günlerin şafağına… Sevdalara aralamadan gönül sarayımın kapılarını…
.
Ak saçlı ihtiyar anam günümü görecekti. Boy boy torunlar saracaktı şefkatli kucağına. Ya çalışmaktan elleri nasırlaşan babam, yıllarca dedelik özleminin kor ateşi kavurmuştu bedenini. Tombul yanaklı çocuklar okşayacaktı gülümseyerek. Dizi dizi torunlar düşürecek arkasına soy soylayıp, boy boylayacaktı muhannetin içinde.
.
“Anam ağlar için için
Ben bilirim kimin için
Yansın anam ile babam
Benim bu gençliğim için.”
.
Ya ak benizli bacım! Sırtını güvenle yasladığın ulu çınar devriliyor işte. Artık kim kol kanat gerecek sana, kim kem gözlerin ocağına incir dikecek. Kim diken olacak, hayallerine tuzak kuranların yollarına? Hoyrat ellerde kim gölge olacak, kim dal olacak sana. Ya küçük Ali… Okulda yolunu kesen mahalle çocuklarına. Sizi abime dersem! Diyemeyecek. Boynu bükük kalacak, hayalleri kırılacak birem birem. Akşamları abisinin iş yolunu bekleyip şekerlemeyi kapamayacak. Sahi onun gözünde dünyanın en güçlü adamı artık yok mu? Kime bisiklet ısmarlayacak her şehre gidişlerde? Salgın bir haberin hazin kokuları salınır az sonra bir baştan bir başa geveze dudaklardan. İnsanlar akın eder az sonra bizim küçük eve. Tıklım tıklım dolar küçük avlu. İşte minareden matemli bir sela yükseliyor bile.
.
Ateş düştüğü yeri yakar. Anam ak saçlarını yolacak birazdan. Babam diz çökecek; kapatıp nasırlı ellerini yüzüne, ciğerinin sökülen yerinden bir vaveyla koparacak. Oy havar! Ne yangındır bu yüreğime ateş topu düşüren? Bacım al kınalı parmaklarını düşürecek gözlerine. Kömür gözlerine kan dolacak, acının kıvılcımları saçılacak. Oy! Boyuna kurban olduğum çileli gardaşım oy! Alinin hıçkırıkları boğazına düğümlenip, bir köşede Allah’a sitemini iletecek sessiz sessiz. Kim koruyacak beni bundan sonra mahallenin haşarı çocuklarından? Bayramları kim elma şekeri alacak? Uçurtmamın kuyruğunu kim bağlayacak.
.
“Penceresi kara perde
Nasıl düştüm ben bu derde
Gençliğime doyamadan
Nasıl yatam kara yerde?”
.
Başım kalaba bugün. Hiç selam vermeyenler burada bugün. Düğün, bayram, şenlik var bugün. Duyun dostlar, düşmanlar! Ahmet öldü bugün. Turnalar haber uçurun gurbet ellere. Sen de duy kırık soba, kara kedi sen de… Sürmeli koyun, sarı keçi, kırmızı tavuk, yağız at! Siz de, siz de duyun!
.
Herkes yarasından sızlar bugün. Kimi anasına, kimi babasına, kimi kardeşine ağlar bugün. Kimi seyre dalar bugün, kimi dedikodu kazanını kaynatır bugün. Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar bugün. Birazda iyi oldu ölümüm, epey yük olmuştum anama. Yatalak kalmıştım bir köşede. Her gün yas, her gün matem vardı evde zaten. Her gün ölüp her gün diriliyordu evdekiler. Bıçak açmayan ağızlardan acının volkanı fışkırıyor şimdi.
.
İsli kazan kuruldu küçük avluya. Patiska kefen biçildi bile alelacele. Ilık ılık su dökülüyor üzerimden. Ömrümün bittiği yerde son veda öpücüğünü konduruyor yanaklarıma su. Bedenimi okşuyor son vedanın sabahında.
.
“Kâinatta ne varsa suda yaşadı önce.
Üstümüzden su geçer doğunca ve ölünce.”
.
Musalla taşına konduğumda ilk mahkemenin kalabalık şahitliğinde bir sanıktım huzurda sanki. Herkes ilk sorgunun bildik cevabını hazırlıyordu içinden. Sonra hep bir ağızdan bildik nakaratın sonuncusu tekrarlanıyordu: Helal olsun! Eyvah omuzlara kalktım bile. Dostlarım tabutuma omuz vermek için yarışıyor adeta. Diğerleri bir omuzluk yer için amansız bir koşturmaca içindeler. Kenger İsmailin evinin önünden geçiyoruz. Koca Fatma pencereden cenazeyi izliyor. Gör Koca Fatma ölüm gençlere de var. Sen de bak Kıvrak Hasan, suyun tamamı senin bahçeye aksın artık. Tarlaları da sen sürersin Köse Halil. Elveda Sahtekâr Nuri borcunu babama verirsin artık.
.
Şahit ol kesik köprü, bu son seferim üzerinden. Salkım söğüt sende gör, beyaz leyleğe söylersin gelince buralara. Ağlaşın mor bulutlar; matemime ağlaşın. Ey kara karga, kör baykuş, çil kurbağa ötüşün şimdi akşam sabah. Bekle kara toprak bir yolcu daha sığınıyor durağına. Hacı İbrahimin çil horoz erken ötüşlerin kabrime gelsin seher yeliyle.
.
Elveda çakır tarla, çorak bayır! Elveda yüce yayla çetin dere! Elveda nergis çiçeğim. Elveda kumrularım! Elveda kısa ömrüm, umutlarım, yarınlarım elveda. Yılanlı yokuş, yalnız armut, külek pınar, kara çayır, sarı öküz size de elveda! Elveda titreyen serçe. Paytak ördek elveda. Elveda Bakkal Osman, sil artık veresiye defterinden adımı. Elveda Deli Recep, tahta atını başka kapılara, başka hastalara doğru sürersin artık. Elveda köyümün elma yanaklı bakımsız toprak yüzlü çocukları, size de elveda. Semaya birliği haykıran minare, beş defa yakarışa çağıran ezan, hakkı ve sabrı tavsiye eden imam size de elveda! Mübarek bayramlar elveda!
Elveda yüreğimin narin sevdaları, el değmemiş duygularım. Eli böğründe hayallerim elveda! Gönlümün engin yaylaları, hasret şarkılarım, türkülerde saklı sevdalarım elveda. Kanayan yaralarım elveda! Zümrüt bahçe, altın saray elveda. Beyaz renkli umut güvercinleri, aşkın ve sevdanın habercileri size de elveda!
.
Elveda dostlarım, düşmanlarım. Yüreğimin derdi sana da elveda. Reçetem, ilaçlarım, kahrımı çeken hemşire, ak gömlekli doktorum size de elveda. Köyümün tozlu yolları, yırtık papuçlarım elveda. Uykusuz kara gecelerim, yoldaşım olan ağrılarım, yüzüme gülümseyen sabah güneşim size de elveda. Penceremde öten sığırcık elveda…
.
Sinesine od düşen anam, acının ateşi ciğerini yakan bacım, başını taşlara vuran babam, uçurtmaya özlemler bağlayan kardeşim hepinize elveda. Yüreğimin bağında salınan kaşı keman sana da elveda. Kara kaşlı, ağ benizli, sırma saçlı elveda. Kaderin taksiminden bana ölüm, size acı düştü. Acınızı ekmeğinize katık edin şimdi.
Elveda dostlarım, düşmanlarım. Dünya size kalsın. Dönüşsüz yolun kervanı bekliyor beni. Tüm tatlar, renkler, zevkler sizin olsun. Ben doyamadım, siz murad alın şu cebi delik dünyadan. Elveda kileri fareye, bağı tilkiye, armudu ayıya emanet eden dünya. Aslanı çakala boğduran dünya. Elveda yalan dünya, elveda dönen dünya.
.
Yolcu Degisi’nin herhangi bir yaralayan sayısından.
.
