Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

yankısız ve duasız

 

alınır, götürülürüz

mezbahalar şerefimize

n’olur alınmasın cellatlar

altın tepside hayatımız

ama bu onur var ya bu onur

cennet değerinde

 

cinayet mahallini belirlesinler

-bize göre hava hoş-
burada veya orada
ebu gureyb’de
guantanamo’da

en kral ölümler bizimdir.
-kimseyi elletmeyiz-

ama en dilsiz

en sizsiz.

cevher kara

not:yazara yazısı ithaf olunur,kendisi şuanda:ş.urfa e tipi kapalı cezaevi c5 koğuşunda yatmaktadır.dualar seninle  ahd’ine vefalı kardeşim.

Tut

vapur_resmi

.

Son kaya iniyor kuyu aydınlanıyor
Ses insanın derinlerde parlayan
Son isyan denemesi oluyor güzel
İçimde yaman tutuk bir şair doğuyor
Tut elimden
Dosta düşmana karşı bir iyi konuşayım
Tut
Kulede saat kırılmasın
Geyikler sağır
Rüyalar boğuk olmasın

.

Son kral ağlıyor, üstünde son kuş yoruluyor
Halkın kayıp annelere karşı saygısı yok
Tut elimden
Düşen tüyleri toplayalım
Tut
İsimsiz çocuk ağlamasın
Kuyuda ışık sönmesin
Kırk oda içiçe dönmesin
Halâyıklar sağır
Dualar boğuk olmasın

.

Son insan yürüyor
Tut elimden kaçalım
Kaçalım kaçalım
Bizi kimseler görmesin
Arayanlar bulmasın
Tren duvarları sarsmasın
Yürek bu kadar hızlı çarpmasın
Kan böylesine hızlı akmasın
Aşkın kulakları sağır
Sesi boğuk olmasın

.

(1955, Yaz)

.

Sezai Karakoç Şahdamar-Körfez-Sesler

sonsuz atlara binen II

James Abbot McNeill Whistler - Harmonie in Blau und Silber Trouville

James Abbot McNeill Whistler – Harmonie in Blau und Silber: Trouville

.

.

.

kanatları çekilmiş bir güvercin için gök
cenaze yakınıdır üzgün görünmek ister
kerbela gazisi bir askerdir çünkü o
yorgundur yaralıdır aşka bürünmek ister

.

şimdi söyle kıraç bulut ne yer ne içersin gökte
haskadın civciv boğar öz dediğin üveyi
aranan kan
kimbilir kimin damarlarını süslüyor şimdi
ve bilir misin insana bir saldırıdır dişlerinin olmaması
ve göktür yalnızca kuşun ucu bucağı
ve karınca
kolay bir cinayettir her insan için
oysa yalnız onun duyduğu
yanık bir şarkı var öldüğünde başlayan
insanların olduğu
her yerde yavaşlayan.

.

.

İbrahim Tenekeci – Güzellik Uykusu

İşte gidiyorum

Ömrümün son faslındayım artık. Üstüme sarsak bir ağırlık çöktü. Büyük randevunun acı zili çalındı kulağıma. Söylenmedik sözlerin hasreti yapıştı dudaklarıma. Hey dünyadakiler duyuyor musunuz? Ben ölüyorum! Nefesim kesiliyor. Ayaklarımdan başlayarak canım çekiliyor. Ana, baba, bacı, gardaş yetişin! Hala, teyze, amca, dayı koşuşun! Ayrılık hüznünün acıklı şarkısı çalıyor kulaklarıma. Zamansız bir uykuya dalıyorum şimdi.

.
Ah! Nasıl söylerler çileli anama öldüğümü, kim söyler ak saçlı babama, ya kardeşim küçük Ali, gelin olacak bacım, eli kınalı Zeynep… Kim düşürür kor ateşi yüreklere? Kim aşikâr eder hercai ayrılıkların sırrını? Henüz yirmi beş yaşında, doyamadan hayata… Umudun yağız atı kişnerken yüreğimde. Meydan okurken kudurmuş denizlere. Baharların yumuşak melteminde salınırken sandalım… Merhaba demeden umutlu günlerin şafağına… Sevdalara aralamadan gönül sarayımın kapılarını…

.
Ak saçlı ihtiyar anam günümü görecekti. Boy boy torunlar saracaktı şefkatli kucağına. Ya çalışmaktan elleri nasırlaşan babam, yıllarca dedelik özleminin kor ateşi kavurmuştu bedenini. Tombul yanaklı çocuklar okşayacaktı gülümseyerek. Dizi dizi torunlar düşürecek arkasına soy soylayıp, boy boylayacaktı muhannetin içinde.

.

“Anam ağlar için için
Ben bilirim kimin için
Yansın anam ile babam
Benim bu gençliğim için.”

.

Ya ak benizli bacım! Sırtını güvenle yasladığın ulu çınar devriliyor işte. Artık kim kol kanat gerecek sana, kim kem gözlerin ocağına incir dikecek. Kim diken olacak, hayallerine tuzak kuranların yollarına? Hoyrat ellerde kim gölge olacak, kim dal olacak sana. Ya küçük Ali… Okulda yolunu kesen mahalle çocuklarına. Sizi abime dersem! Diyemeyecek. Boynu bükük kalacak, hayalleri kırılacak birem birem. Akşamları abisinin iş yolunu bekleyip şekerlemeyi kapamayacak. Sahi onun gözünde dünyanın en güçlü adamı artık yok mu? Kime bisiklet ısmarlayacak her şehre gidişlerde? Salgın bir haberin hazin kokuları salınır az sonra bir baştan bir başa geveze dudaklardan. İnsanlar akın eder az sonra bizim küçük eve. Tıklım tıklım dolar küçük avlu. İşte minareden matemli bir sela yükseliyor bile.

.

Ateş düştüğü yeri yakar. Anam ak saçlarını yolacak birazdan. Babam diz çökecek; kapatıp nasırlı ellerini yüzüne, ciğerinin sökülen yerinden bir vaveyla koparacak. Oy havar! Ne yangındır bu yüreğime ateş topu düşüren? Bacım al kınalı parmaklarını düşürecek gözlerine. Kömür gözlerine kan dolacak, acının kıvılcımları saçılacak. Oy! Boyuna kurban olduğum çileli gardaşım oy! Alinin hıçkırıkları boğazına düğümlenip, bir köşede Allah’a sitemini iletecek sessiz sessiz. Kim koruyacak beni bundan sonra mahallenin haşarı çocuklarından? Bayramları kim elma şekeri alacak? Uçurtmamın kuyruğunu kim bağlayacak.

.

“Penceresi kara perde
Nasıl düştüm ben bu derde
Gençliğime doyamadan
Nasıl yatam kara yerde?”

.
Başım kalaba bugün. Hiç selam vermeyenler burada bugün. Düğün, bayram, şenlik var bugün. Duyun dostlar, düşmanlar! Ahmet öldü bugün. Turnalar haber uçurun gurbet ellere. Sen de duy kırık soba, kara kedi sen de… Sürmeli koyun, sarı keçi, kırmızı tavuk, yağız at! Siz de, siz de duyun!

.
Herkes yarasından sızlar bugün. Kimi anasına, kimi babasına, kimi kardeşine ağlar bugün. Kimi seyre dalar bugün, kimi dedikodu kazanını kaynatır bugün. Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar bugün. Birazda iyi oldu ölümüm, epey yük olmuştum anama. Yatalak kalmıştım bir köşede. Her gün yas, her gün matem vardı evde zaten. Her gün ölüp her gün diriliyordu evdekiler. Bıçak açmayan ağızlardan acının volkanı fışkırıyor şimdi.

.
İsli kazan kuruldu küçük avluya. Patiska kefen biçildi bile alelacele. Ilık ılık su dökülüyor üzerimden. Ömrümün bittiği yerde son veda öpücüğünü konduruyor yanaklarıma su. Bedenimi okşuyor son vedanın sabahında.

.

“Kâinatta ne varsa suda yaşadı önce.
Üstümüzden su geçer doğunca ve ölünce.”

.
Musalla taşına konduğumda ilk mahkemenin kalabalık şahitliğinde bir sanıktım huzurda sanki. Herkes ilk sorgunun bildik cevabını hazırlıyordu içinden. Sonra hep bir ağızdan bildik nakaratın sonuncusu tekrarlanıyordu: Helal olsun! Eyvah omuzlara kalktım bile. Dostlarım tabutuma omuz vermek için yarışıyor adeta. Diğerleri bir omuzluk yer için amansız bir koşturmaca içindeler. Kenger İsmailin evinin önünden geçiyoruz. Koca Fatma pencereden cenazeyi izliyor. Gör Koca Fatma ölüm gençlere de var. Sen de bak Kıvrak Hasan, suyun tamamı senin bahçeye aksın artık. Tarlaları da sen sürersin Köse Halil. Elveda Sahtekâr Nuri borcunu babama verirsin artık.

.
Şahit ol kesik köprü, bu son seferim üzerinden. Salkım söğüt sende gör, beyaz leyleğe söylersin gelince buralara. Ağlaşın mor bulutlar; matemime ağlaşın. Ey kara karga, kör baykuş, çil kurbağa ötüşün şimdi akşam sabah. Bekle kara toprak bir yolcu daha sığınıyor durağına. Hacı İbrahimin çil horoz erken ötüşlerin kabrime gelsin seher yeliyle.

.
Elveda çakır tarla, çorak bayır! Elveda yüce yayla çetin dere! Elveda nergis çiçeğim. Elveda kumrularım! Elveda kısa ömrüm, umutlarım, yarınlarım elveda. Yılanlı yokuş, yalnız armut, külek pınar, kara çayır, sarı öküz size de elveda! Elveda titreyen serçe. Paytak ördek elveda. Elveda Bakkal Osman, sil artık veresiye defterinden adımı. Elveda Deli Recep, tahta atını başka kapılara, başka hastalara doğru sürersin artık. Elveda köyümün elma yanaklı bakımsız toprak yüzlü çocukları, size de elveda. Semaya birliği haykıran minare, beş defa yakarışa çağıran ezan, hakkı ve sabrı tavsiye eden imam size de elveda! Mübarek bayramlar elveda!

Elveda yüreğimin narin sevdaları, el değmemiş duygularım. Eli böğründe hayallerim elveda! Gönlümün engin yaylaları, hasret şarkılarım, türkülerde saklı sevdalarım elveda. Kanayan yaralarım elveda! Zümrüt bahçe, altın saray elveda. Beyaz renkli umut güvercinleri, aşkın ve sevdanın habercileri size de elveda!

.
Elveda dostlarım, düşmanlarım. Yüreğimin derdi sana da elveda. Reçetem, ilaçlarım, kahrımı çeken hemşire, ak gömlekli doktorum size de elveda. Köyümün tozlu yolları, yırtık papuçlarım elveda. Uykusuz kara gecelerim, yoldaşım olan ağrılarım, yüzüme gülümseyen sabah güneşim size de elveda. Penceremde öten sığırcık elveda…

.
Sinesine od düşen anam, acının ateşi ciğerini yakan bacım, başını taşlara vuran babam, uçurtmaya özlemler bağlayan kardeşim hepinize elveda. Yüreğimin bağında salınan kaşı keman sana da elveda. Kara kaşlı, ağ benizli, sırma saçlı elveda. Kaderin taksiminden bana ölüm, size acı düştü. Acınızı ekmeğinize katık edin şimdi.

Elveda dostlarım, düşmanlarım. Dünya size kalsın. Dönüşsüz yolun kervanı bekliyor beni. Tüm tatlar, renkler, zevkler sizin olsun. Ben doyamadım, siz murad alın şu cebi delik dünyadan. Elveda kileri fareye, bağı tilkiye, armudu ayıya emanet eden dünya. Aslanı çakala boğduran dünya. Elveda yalan dünya, elveda dönen dünya.

.

Yolcu Degisi’nin herhangi bir yaralayan sayısından.

.

play

Sevda Pınarı

Irmak-ve-Yesillik

.


sevda pınarlarıdır tükenmez suları
ulu çınarlardır eskimez genişler
uzun kavaklardır yaprakları gür
yarar gökyüzünü karışır buluta

yağmur olup yağsam, düşsem avucuna
türkülere dolsam, konsam dudağına..

bir avuç kül oldum, savruldum bahçeye
uzaktayım şimdi gül denizlerinde
düşlerine girdim, bir atlı oldum
açılınca kapım yıldızlı göğe

yaslandım duvara bir türkü tutturdum
mahpusun içinde bir koca yürek

.

Hüsnü Arkan – Bir Yalnızlık Ezgisi

.

Dinlemek için tıklayabilirsiniz.

josef albers - Genel Çağrı

Josef Albers – Genel Çağrı

.

.

Kendinden birşeyler kattın

Güzelleştirdin ölümü de

Ellerinin içiyle aydınlattın

Ölüm ne demektir anladım

.

Yer değiştiren ben değildim

Farklılaşan sendin

Sendin bana gelen aynalarla

Sendin bana gelen sendin

.

Artık ölebilirdim

Bütün İstanbul şahidim

Ben kandan elbiseler giydim

Bundan senin haberin var mı

.

(1959, Şubat)

Sezai Karakoç – Körfez

Bazı Kişisel Durumlar

img158

.

I

.

her şeyin annesi sensin fırından gelen koku

bir merhaba gönder bana, suratıma kan gelsin

çıkmak için bu kırılgan yokuşu

aferin benim oğluma, allah rahatlık versin

diyecek kimsem yok, bir ödeşme mi yoksa bu.

gitti giden, ağzımın tadı bile

kör bir şahidim ancak çünkü dünya gözüyle

neyi görebilir ki insan,

gerçi fener olsa ne yazar en karanlık sularda

ağaç diker güneşi baltalamak isteyen

güneş ki bizi anar, kendini unutur da.

.

II

birler kümesinin sakinisin ey kalbim

kapanan dükkan gibisin cenaze nedeniyle

yalnız sana mı küskün bu bahçenin ecesi

fısıldanan şeylersin bir insandan insana

kesilen bir canlının çıkardığı o sesi

anne yapmışlar sana.

.

III

huzur denilen o mübarek kumaşın

ihtiyacım var her santimine

gel diyorsun, çıkalım caddelere

bir boy ver, gelirim, derin değilse.

.

İbrahim Tenekeci – Güzellik Uykusu

Sonbahar filminden

.

.

aslında
her şey akşamlıdır dediğimde
vakit henüz çok geçti
ve bir kadın saçları konusunda
bir türlü karar veremiyordu
ama yine de olsundu
madem ki yaşamak üstüne
çokça kuram okumuştuk
ve madem ki uçan çocuklar gibi
acılara uçuşmuştuk
öyleyse bir başka anlamı olmalıydı
yaşıyor oluşumuzun

inanmak gibi falan mesela
direnmek
gücenmek
ya da tükenmek türünden
daha marjinal istekler
yani hepsi bir arada
sen gibi
ben gibi

.

selçuk küpçük – kirletilmiş ölümler kitabı

.

Sanırım şu şarkıyla daha iyi : Tıklayabilirsiniz.

kısa kısa anlata

palyaço

.

…………..Oysa insanlığın, aydınlık bir gelecek adına beklediği “Paranın değiştiremeyeceği insanlar listesi”ni hazırlamamıştık daha. Ben, “Bir A4 yeter mi?” dememiş, sen ise her zamanki gerçekçi tavrınla “bir kartvizitin arkası bile fazla” diye müdahale etmemiştin. Belki de bir kıyısında çay diğerinde kahve akan, mis gibi sigara kokan ve sayısı hakkında bilgi veremediğim günlerce, kafamızı patlatacak, gözümüzü şişirecek ama o kartviziti dahi dolduramayacaktık. Sen, haklı çıkacak, bir nobel gülümsemen olacaktı. Olmadı. İçimizden gelenler, işimize gelmedi. Pek hayra yoramadık bu ortaklığı. Yok, biz gebeririz de olan insanlığa oldu. Bu mesleğin şakirtlerini bulup, yetiştirseydik de öyle ölseydik en azından. Belki onlar yüklenirdi bu kutsal görevi.

Duyuru: Tatlıhayallerileacıgerçekleribirbirinekırdırmadangötürme işinde yetiştirilmek üzere her yaştan ve cinsten eleman aranıyor!

Not: Ücret dolgundur (Dünyayı size vereceğiz yahu daha ne olsun).

İletişim: Kalbinizin ışığını açık tutun yeter. Ne zaman ki o ışıktan önünüzü göremez bir hale gelirsiniz, işte o vakit varacağınız yer bizim dükkandır.

kısa kısa vurgula

zfb01

.

“Bu bahsi geçelim”

— Evet, o bahsi geçelim. Bir kalem alayım, kalemin üzerinde akışacağı bir kâğıt, biraz yağmur, yağmurun üzerine akacağı bir toprak ve son olarak; topkrakkokusutaşımacılığı için az miktarda rüzgâr. Evet, o bahsi geçtik, evet bütün bahislerden geçiyoruz biz. Biz? Ben ve arkadaşlarım. Arkadaşlarım? Kalem, kâğıt, yağmur, toprak ve rüzgâr… Bütün bahisleri bırakıp senin ismin üstüne bahse tutuşuyoruz. Bahsi hep kazanıyoruz, hep kaybediyoruz bahsi ama mevzubahis hep sensin. Mebhasindeyiz, mahbesindeyiz.

Eski Gönderiler »