Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Bazı Kişisel Durumlar

img158

.

I

.

her şeyin annesi sensin fırından gelen koku

bir merhaba gönder bana, suratıma kan gelsin

çıkmak için bu kırılgan yokuşu

aferin benim oğluma, allah rahatlık versin

diyecek kimsem yok, bir ödeşme mi yoksa bu.

gitti giden, ağzımın tadı bile

kör bir şahidim ancak çünkü dünya gözüyle

neyi görebilir ki insan,

gerçi fener olsa ne yazar en karanlık sularda

ağaç diker güneşi baltalamak isteyen

güneş ki bizi anar, kendini unutur da.

.

II

birler kümesinin sakinisin ey kalbim

kapanan dükkan gibisin cenaze nedeniyle

yalnız sana mı küskün bu bahçenin ecesi

fısıldanan şeylersin bir insandan insana

kesilen bir canlının çıkardığı o sesi

anne yapmışlar sana.

.

III

huzur denilen o mübarek kumaşın

ihtiyacım var her santimine

gel diyorsun, çıkalım caddelere

bir boy ver, gelirim, derin değilse.

.

İbrahim Tenekeci – Güzellik Uykusu

Sonbahar filminden

.

.

aslında
her şey akşamlıdır dediğimde
vakit henüz çok geçti
ve bir kadın saçları konusunda
bir türlü karar veremiyordu
ama yine de olsundu
madem ki yaşamak üstüne
çokça kuram okumuştuk
ve madem ki uçan çocuklar gibi
acılara uçuşmuştuk
öyleyse bir başka anlamı olmalıydı
yaşıyor oluşumuzun

inanmak gibi falan mesela
direnmek
gücenmek
ya da tükenmek türünden
daha marjinal istekler
yani hepsi bir arada
sen gibi
ben gibi

.

selçuk küpçük – kirletilmiş ölümler kitabı

.

Sanırım şu şarkıyla daha iyi : Tıklayabilirsiniz.

kısa kısa anlata

palyaço

.

…………..Oysa insanlığın, aydınlık bir gelecek adına beklediği “Paranın değiştiremeyeceği insanlar listesi”ni hazırlamamıştık daha. Ben, “Bir A4 yeter mi?” dememiş, sen ise her zamanki gerçekçi tavrınla “bir kartvizitin arkası bile fazla” diye müdahale etmemiştin. Belki de bir kıyısında çay diğerinde kahve akan, mis gibi sigara kokan ve sayısı hakkında bilgi veremediğim günlerce, kafamızı patlatacak, gözümüzü şişirecek ama o kartviziti dahi dolduramayacaktık. Sen, haklı çıkacak, bir nobel gülümsemen olacaktı. Olmadı. İçimizden gelenler, işimize gelmedi. Pek hayra yoramadık bu ortaklığı. Yok, biz gebeririz de olan insanlığa oldu. Bu mesleğin şakirtlerini bulup, yetiştirseydik de öyle ölseydik en azından. Belki onlar yüklenirdi bu kutsal görevi.

Duyuru: Tatlıhayallerileacıgerçekleribirbirinekırdırmadangötürme işinde yetiştirilmek üzere her yaştan ve cinsten eleman aranıyor!

Not: Ücret dolgundur (Dünyayı size vereceğiz yahu daha ne olsun).

İletişim: Kalbinizin ışığını açık tutun yeter. Ne zaman ki o ışıktan önünüzü göremez bir hale gelirsiniz, işte o vakit varacağınız yer bizim dükkandır.

kısa kısa vurgula

zfb01

.

“Bu bahsi geçelim”

— Evet, o bahsi geçelim. Bir kalem alayım, kalemin üzerinde akışacağı bir kâğıt, biraz yağmur, yağmurun üzerine akacağı bir toprak ve son olarak; topkrakkokusutaşımacılığı için az miktarda rüzgâr. Evet, o bahsi geçtik, evet bütün bahislerden geçiyoruz biz. Biz? Ben ve arkadaşlarım. Arkadaşlarım? Kalem, kâğıt, yağmur, toprak ve rüzgâr… Bütün bahisleri bırakıp senin ismin üstüne bahse tutuşuyoruz. Bahsi hep kazanıyoruz, hep kaybediyoruz bahsi ama mevzubahis hep sensin. Mebhasindeyiz, mahbesindeyiz.

karıcığım bana eroin koya

soyut_8

.

rabbim şimdi bir polisi tutuklar gibi
değişik bir hayvan tıkanıyor göğüslerimde
menşei cam çocukların haysiyetiyle
pasiflora anlamında tiren koşayım
koşayım filmlerin adı bu olsun
şehre laciverd bir ceket gibi yakışsın yağmur
rabbim gör rabbim duy rabbim bağışla
rabbim kızın annesi bankada memur

sol yanlarım cumartesi küle çalışsın
mason teşkilatlara çapsın bisiklet
titreyeyim muştalara sapayım kopkor
rabbim kız okula geliyor, yaşasın cumhuriyet!

işte yeniden gür bir kapsül sürçsün eşikte
al sakallı bir kelebek başlasın bitsin
bu kestiğim sn kardeşim surları kesin
hayır judas düğünüme gelmeyeceksin!

semerkandı denetleyen bir dedektif mor
yar göğsüne salmadığım şu pürüz sicim
sakis dahi peşindedir bir kur’an’ım vor
eh onu da siyah kotumla giyeyim rabbim!

rabbim o tarz bir tiyatro gelsin bu şehre
haddinden fazla mermi küvezden seksin
rabbim rabbim ben de sordum sarı çiçeğe
ah beni de şu direğe bağlayın gitsin!

işteşimdi kör bir masat yorumluyorum
ham meçlere seyrediyor gözbebeklerim
öğrettiğin trenlerle baştan çıkayım
lübabeyim lübabesin lübabe rabbim!

.

ah muhsin ünlü

Sonbahar’dan kalanlar.

.

.

……………Sonbahar, geç izlediğim bir film. Sonbahar,  Satripialo ve Daim Yusuf Orti gibi iki güzel türküyü ve yukarıda gördüğünüz enfes kareleri ve adamakıllı bir kederi bıraktı bize. Buyrun kederlenelim.

Resimlerin devamını görmek isteyenler buraya tıklayabilirler.


Aşık Garip Coğrafyası

user67744_pic84_1231665913

Fotoğraf: Ara Güler

adsız

II

 

Kentlerin  birçoğunda uzun kavak kalmadı ki gıcırdasın

Ama benim sol yanımda sancı baki…

Anne ne olur ki,

Sıram gelmiş olsun varsın;

Ben ölürsem benden genci var tabii,

Ama Aşık Garip değil hiçbiri.

Ben de olamadım, yokmuş kısmette,

Yaşadıkça Şah Senem’i hissettim

Gerçi Tebriz’, Tiflis’e hiç gitmedim

Gitsem de bulamazdım, eminim.

Anne Yunus ne dediyse hep çıktı

Seylanlar semirdi kuvvetli oldu.

Zayıf kalsalar ne farkederdi…

Nasılsa onlar galip gelecckti

Bundan sonra Aşık Garip olunur mu ki

Sen onu söyle Anne.

 

III

 

Şam-ı garibanda değil sek de,

Muhakkak Çırağanda değiliz Anne

Lambalar söndü, çakmağı kim yakacak

Bu uluyanlar çakal mı

Ben, hırkasını giymiş bir derviş miyim?

Yoksa öldüm mü Anne…

Hiçbir ilişkim kalmadı çevreyle;

Yağmur beyhude yağıyor hani camdan,

Bakacak Arap kızları da nerde?

Bir şahin uçurtma marifetim vardı Kaleden kaleye;

Cılız kuşcağızlarmış onlar şahin değil,

Ben uçurduğum için uçmazlarmış

Başıboş uçarlarmış üstelik,

Sırlımda hırka, ayağımda terlik…

Niye ben ölmüş müyüm Anne?

Çıktım yücesine seyran eyledim

Kayak merkezleri olmuş yüceler;

Karlar üstünde kırmızı gagalı bir kara kuş,

Dalgın ve bîhuş

Bakıştık bir süre ben kuşça

O, insanca

Kerem’ler gurbetle işçiydiler

Aslıları doğrusu aramadım

Şah Senem’i düşündüm sessizce

“Dost elinden dolu içmiş deliyim”

Makine yağı köpüklü sokak seliyim

Ben sanayi oğluyum, sanayi sefiliyim

“Değmesin hop yağlı boya”

Endüstriyi seversen değme yarama Anne.

Halep’e girmeden terkediyorum, Halep şen olsun

Anne ben nereye gitmeli oldum, bilmiyorum.

O kırılma sınırında ince,

O bir tane;

Korunacaktı güya

“Değmesin hop yağlı boya”

Haykırışlarıyla kırıldı.

Çok yıllar önceki Doğu’da,

Ölenler testici dükkânlarında

Mey kâsesi olurlardı, şimdiyse

Çevreyolu geçecek günün birinde

Narin kaburgaları üstünden

O korunması gereken bedenin

Zalim zaman, onu korumayacak

Niye ben ölmüş müyüm ki bunlar olacak?

Hırka giyenler fırkasından mıyım?

Saat kaç, hangi sene?

Anne!

 

Hüsrev Hatemi

aşka kaçarken ölüme tutulmak

yasayan-olum

 

siz orda öyle dururken selvi

güller içinden gülüşüyle sıyrılan

 

siz öyle gözlerime dolarken mai

renkler içinden b/akışıyla parlıyan

 

bu gamsızlık kimden vergidir

yahut ben gafil bir mecnun muyum

nerdeyse yıl oldu civarınızda

gözlerim size tevdi

ölümüm

ölümüm gelene dek size adandım,

bilmem ilginizi çekti mi

 

çalayağmur saçlarım var

yola düş/kün ayaklarım

kederimi ifade için

sararttım dişlerim

suyun gideremediği kirler edindim

ölümüm

ölümüm gelene dek sizi ağladım

bilmem rahat-sız mı ettim

 

 

nutkumu kesmem gerek ölmem

ve oturmalı ölmem gediğine

içimde hazırladığınız

 

bühtan bir cinayet değil bahsedilen

fark etmeden öldürdüğünüz biri

fark etmediğiniz içindir ölen

 

her şey kaçıyor kendine koşandan

ben ölümden

siz benden

ölüm ve aşk birbirinden

hep birbirinden

 

….

 

“aslında

bir söz vardı

sana diyeceğim
gel gör ki içimde kaldın”

 

ölüme tutuldum kaçarken aşka.

ölüme kaçarken aşka tutulmak

yasayan-olum_1

 

 hanfendi beni aşka tutmayın
yetişmem gereken bir ölüm var
toprağıma sabırsız
kırmızı bir gülüm var.
-onu incitemem-

rica ederim beni saza tutmayın
demin de bahsettim
bir ölüm üzereyim
teşrif ederseniz size türkü söylerim
sağdan üçüncü kabir
-girişler güle tabidir-

yalvarırım beni şiire tutmayın
anca varırım cebimdeki kafiyelerle
bakın saçlarım telkin vermede
sizinle tanışmak güzeldi ama…
müsaadenizle.
-bakmak güzeldi, gözlerinize-

— sizi kalbimde kimsecikler görmez.
— efendim?

 

J0341439_1

.

.

………….Şarkılar kırık dökük aynalardır. Bir kısmımız onlardadır, her yanımız olmasa da. Mehmet Atlı’nın bu eseri de öyle. Yer yer mütercim… Dinlemek için tıklayabilirsiniz.

Eski Gönderiler »