“Beni acılara gömen, yaralayan biri var. Ama…”
Aydın Akçay
—Dudağımda hüzünle bestelenmiş bir şarkı, ellerim ceplerimde, pejmürde ve isteksiz, yürürken, yüreğim gözlerine, takıldı… Bir düşüş ki ne düşüş! Ceplerimden dökülen günahlarım mı kaldı, keşkelerim mi, eyvahlarım mı? Hepsini, yerle yeksan gözlerimin önüne serdin. Bir de sağ bileğimde hiçbir yara giderici ile giderilemeyecek derinlikte bir yara. Ki şimdi bile yüreğime götürsem sızısı tazelenir…
—Bu ne hava, bu ne platoniklik ya!
—Gözlerin öyle demiyor ama! Hele yüreğim bu sözleri duysa kahrından ölür! Gözlerinin bir bulut olması yetti biliyor musun, yağmurlu mu değil mi önemsiz… Çöllere özendirilmiş bu yüreğe, bu kadarı bile sağanak hayali kurması için yeterlidir. Zira “Bulutlar, yağmura işarettir. Gelebilir ardınca, yağmurlar da…” demesi işten bile değildir.
—Kurak delikanlılar, kendilerini salıvermek için bahane arar. Bilmezler ki bulutlar da yalan söyler, yağmurlar bile… Onlarınki bir uslanmazlık belki de mazoşistliktir. Tahrib olarak, tamir ederler hayatlarını. Her dem beslerler acılarını, kazanamadıkları sevgilerine inatla! Ki bu yüzden sağ bileğimdeki yarayı yüreğime götürüyorum, acı-mak, onanmak için!
—Defol git be manyak, mazoşist!