Daha ilk mektubu gönderemeden ikinciyi yazıyorum. Aziz dostum, tahliye olacağını umuyorduk ama kısmet öyle değilmiş. “Kısmet” dediğime bakma bu bir kabulleniş değil! Elbette ki Rabbim’in takdiri gerçekleşti ama sen “ecir” elde ettin, onlar ise “azab” elde ettiler! Onlar, seni bırakmayacaklar da ne olacak? Sanki Allah’ın va’dini önleyebilecekler mi? Hayır! Asla!
“Bizi Allah tutmuş,
Kim eder azad?”*
Öyle değil mi? Varsın uzatsınlar gözaltı sürelerini, ertelesinler duruşmaları… Bu, onlara sadece “bir yürek acısı olacak” . Bu sözleri de “dışarıda” olmanın rahatlığıyla söylemiyorum inan! Rabbim cümlemizin imtihanını zaferle sonuçlandırsın. Ne yapalım “imtihan” demekten başka ne yapabiliriz ki? Rabbim imtihan ediyor işte; seni de, beni de, bizleri de, onları da, …
Öylesine özlüyorum ki seni: “anlatamayacağım” kadar, “anlayamayacağın” kadar özlüyorum. Biliyor musun bu sözü bir de anneme söylüyorum.
Dostum benim sen iyi ol yeter! Sabırlı ve mütevekkil ol! O’na sığın her dem… O, sana yardım edecektir!
Bize de dua et. İnşallah imtihanımızı hakkıyla veririz! Rabbim, seninle olsun. Rabbim, üzerine sabır yağdırsın! Ayaklarını hak yolda sabit kılsın! Oradaki kardeşlere de selam söyle.
O, abdest tazeliğindeki güzel yüzünü görebileceğim günlere kavuşmanın duasıyla. Rabbime emanet ol.