Selam Allah’ın sadık kuluna, sadık kullarına…
Sana güzel bir mektup yazamayacağım için şimdiden özür diliyorum. Canım kardeşim öyle bir an yaşmaktayım ki her yanım hüzün! Zihnimde düşünceler, yüreğimde kurşun gibi bir ağırlık… Öyle bir kuşatılmışım ki sorma!
Hani diyordun ya ikide bir : “Anneni bul” diye. Buldum! Herhalde duymuşsundur. Sevinmişsindir de. Ben de çok sevindim, çok hamdettim bulduğuma.
Yahu kardeş, “anne” nasıl bir şeymiş ya! Yandım, yandım! Özlemi her an içimde beni yakıyor. Fakat bu özlemi gideremiyorum. Aramızda sadece “yüz on kilometre” var ama aşamıyorum. Sadece yanıyorum o kadar! İşin kötü tarafı da beni kimse anlamıyor. Gerçekten de anlamıyor kimse, annem bile! “Sen olsaydın” diyorum bazen, sen de yoksun. Duygularımı ve içinde bulunduğum ahvali kimseler bilmiyor…
İmtihanımız bu demek. Hamdolsun şikâyet etmiyoruz ama ağlamak da hakkımız! Dertleşmek de… Hani hep şikâyet ediyordum ya : “ağlayamıyorum” diye. Yine ağlayamıyorum. Gözlerim dolu dolu geziyorum çoğu zaman ama ağlayamıyorum!
Bu sabah düşümde gördüm seni. İçimdeki özlem bir daha depreşti. Çünkü annemi düşünmekten açıkçası sana bile eskisi kadar zaman ayıramıyordum. –Unuttum demiyorum ha– Düşümde çıkmıştın içerden! Ama bana sitem ediyordun “niçin yazmadın” diye. Ben de : “sen neden yazmadın” diyordum. Sarılıyorduk.
Kardeşim, “hüzün bize yakışıyor” derdi bir arkadaş. Gerçekten de öyle bize en çok hüzün yakışıyor! N’apalım!
Oradan bir an evvel çıkman için dua ediyorum. Belki sen alıştın oraya ama biz alışamadık yokluğuna. Yazmak istediğim öyle şeyler var ama yazamıyorum! Gönlümdekini, dilime çeviremiyorum.
Son olarak seni çok özlediğimi bil. Ve bana dua et. Tadına doyamadığım bir sevinç hali var üzerimde. Seni çok seven kardeşin…