O çocuklar, öyle mahzun…
I.
Duy ey baharı bağrında taşıyan çiçek
İnanır olmuştum artık solmayacağına
O çocuklar öyle mahzun ağlamaya gittiler
Azgın canavarlarla artık kimler pençeleşecek
Ölmeye hazır umutlarım vardı mektuplar okudum
Gördüm satırlarda nişanlı gençkızlar ağlardı
Bir baba sıkardı kasketini kahırdan, gözyaşları
Uçardı satırlarda ak saçlı bir ananın
Ve bacılar avuçlarını gözlerine yamardı
Benim ölmeye hazır umutlarım vardı
Bana aşka ve sana dair mektuplar yazarlardı
Şimdi saçmasapan sözler dolanıyor dilime
Kurumlarım yaşlı bir adamın sakallarını aşıyor
Delikanlı raconları, bitpazarları ve gençkızlar
Aciz çırakları insanlığın, imdada koşuyorlar
Çatlıyor damarlarım, utançtan eşgalim sararıyor
Duy ey baharı bağrında taşıyan çiçek
Beni kimler anlayacak artık, kimler sevecek.
Korkuyorum tasalarım artıyor.
O çocuklar öyle mahzun ağlamaya gittiler
Beni kimler anlayacak artık, kimler sevecek
II.
O çocuklar öyle mahzun ağlamaya gittiler
Senin solduğun bahçeleri görsem dayanamam
Anlatıyorlar bir karanfilin herkese açtığını
Çok ağladım sarsılarak saklamam
O çocuklar öyle mahzun ağlamaya gittiler
Gecelerin ürkünç karanlığına bulaştım
O nurdan yüzlü aşıkları unutamam
Duy ey baharı bağrında taşıyan çiçek
Sensiz yaşamaya alıştım artık
Bilmem idamlık kefenimi kimler biçecek.
İlhami Atmaca
o çocukları anlatan şiirler yazılmadı henüz
hüzünler soludular gece gündüz
bir başlarına bırakıldılar
onlarda bilirdi nazenin ve ürkek bir bakışa sevdalanmayı
mektup yazıp arasına gül koymayı onlarda bilirdi
ama onlar bu günlerde geçer diyerek yürüdüler ölümlere gülümseyerek
Cahit Zarifoğlu
Denk düştü bu şiirler halime!
Sahi ümmet nasıl da bu kadar ölü topraklarına bürünmüş olur. Bu sağırlığı kimden öğreniyoruz, bu vurdumduymazlığı, bu ihaneti! Oysa günaşırı boğazlanan bizim oğullarımız, pençelenen kızlarımız. Neleri görüyor da bunları görmüyor gözlerimiz.
Bütün sahip olduğumuz şeyler elimizden alındığı halde, verilen üç kuruşluk sadakaya on takla atıyoruz. Hiçbir nimeti bize layık görmüyorlar, hiçbir! Sadece bir yer var biz mahsus, bize özel tasarlanmış, başkalarının kolay kolay giremeyeceği bir yer: Mahpus! İşte lafı dolandırıp da getirmek istediğim noktaya geldim. İşte yarama bastı tuzlu bir parmak! Zira can bir kardeşim orada, tecrit edildi, “tevhid” dedi diye, Rabbim Allah’tır dedi diye! O’ndan sadece “Aziz ve Hamid olan Allah’a iman ettiğinden dolayı intikam aldılar” ve 6,5 yıl!
Hani İslamcı basın, Vakit Gazetesi, Gerçek Hayat, Milli Gazete, vesaire! Yahu mesele sadece bu çocuk değil, bu çocuk ilk değil ama bunlar kimin haberini yapıyor? Kim dolduruyor onlarca sayfayı? Ona buna sövmekten, onu bunu övmekten başka ne yapıyorlar! Sırf bizimkiler(!) iktidarda diye mi bunca sessizlik?
Neden sadece İslamcı basın dedim? Çünkü diğerleri zaten malum! Ama bunlar abone bulurken bile “Allah rızası” deyip hallediyorlar işlerini! “Müslümanların gören gözü, işiten kulağ”ı diyorlar kendileri için. Bu mu?
Hoş, habere yansıyanlardan bile kaçta kaçımız dertlenip, bileniyoruz ki? Şurada Kur’an kursu basıldı el-kaideliler(!) yakalandı, ötede Tevhide, Guantanamo, Irak, Afganistan… Velhasılı halimiz hal değil! Bütün mazlum ve musta’zaf kardeşler için dua taleb ediyorum, fiili ve kavli! Ki kırılacak bir gün zulmün dişlisi!
Cevher Kara