Öyle bir zaman diliminden geçiyoruz ki hem bir “din” olarak İslam, hem de bu dinin müntesipleri olarak Müslümanlar saldırı altındadır! Bu saldırı ya işgal, sömürü, işkence gibi “cebri” eylemlerle ya da cahilleştirme, fikirsizleştirme, manipülasyon, gibi “fikri” eylemlerle yapılmaktadır. Cebri saldırıları fark etmemek neredeyse imkânsız ama fikri saldırılar için aynısını söylemek mümkün değil! Ehl-i küfür, zihinlerimize öyle bir saldırı gerçekleştirdi ki bu saldırıyla kimi “kavramlarımızın” içini boşalttı, kimsini hayattan tamamen sildi, kimisinin anılmasını bile yasakladı! “En temel” kavramlarımıza bile “sahih” bir şekilde sahip çıkamıyoruz! İşin kötüsü çoğu Müslüman bunun farkında bile değil!
Bu meyanda “Ramazan” ve “Kadir Gecesi” kavramlarımızı Kur’an eksenli ele almaya çalışacağız. Rabbim yardımcımız olsun.
Ramazan ve Onu Yücelten Kur’an.
Kur’an-ı Kerim’de “Ramazan” kavramı, “oruç” ayetlerini de kattığımızda on iki ayette geçmektedir. Ama bu ayetlerden biri var ki Rabbimiz bu ayette bize, Ramazan’ı tanıtmakta, önemini belirtmekte ve ona “önem katan” şeyin ne olduğunu anlatmaktadır!
Ramazan ayı… İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur’an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah’ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz. (Bakara – 185)
Dikkat edersek Rabbimiz, Bakara suresi 185.ayette Ramazan’ı “tanıtıyor” :
“İnsanlar için hidayet olan ve hak ile batılı birbirinden ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur’an onda indirilmiştir”.
Bir de tamamı Kadir Gecesi’ni anlatan “el-Kadr” suresi var ki bahsi geçen ayetle mana olarak çok benzeşmektedir.
Gerçek şu ki, Biz onu kadir gecesinde indirdik.
Kadir gecesinin ne olduğunu sana bildiren nedir?
Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.
Melekler ve ruh, onda Rablerinin izniyle her bir iş için inerler.
Fecrin çıkışına kadar bir esenliktir (selamdır) o. (el-Kadr – 1..5)
Bu vahyin bir anlatış üslubudur. Rabbimiz bize önemli bir zaman diliminden bahsediyor! Meşhur Cibril hadisinde de ifadesini bulduğu şekliyle İslam’ın beş temel şartından biri olan “oruç” emrinin yerine getirildiği aydan bahsediyor. Peki, Rabbimiz bu ayı ne ile taltif ediyor: Kur’an’la!
Hani biz beğendiğimiz veya sevdiğimiz bir insandan bahsederken : “Bu kardeşi çok seviyorum, çok “dürüst” bir insan veya çok “samimi” bir insan” deriz ya… O insanı sevmemizde belirleyici olan özellik onun “dürüstlüğü” veya “samimiyeti”dir ya… Yani bu özelliği ile kalbimize girmiş, sevgimizi kazanmıştır ya. İşte Rabbimiz de Ramazan’ı kendisi için önemli ve değerli kılan özelliğini “Kur’an’ın o ayda nüzulü” ile açıklıyor. Ve bizim için de bu yönüyle sevimli ve değerli olmasını istiyor. Aynı üslubu “Kadir Gecesi” için de kullanıyor: “Gerçek şu ki, Biz onu kadir gecesinde indirdik.”. Yine Kur’an’la yüceltilen bir zaman dilimi… Hatta bir geceye “bin aydan daha hayırlıdır” derecesi verecek kadar yüceltilen bir zaman dilimi…
Peki, Rabbimizin katında böylesine değerli olan Kur’an nedir?
“İnsanlar için hidayet olan…”
İnsanları “heva ve heves”in zincirinden kurtarıp, hidayet aydınlığına, hidayet güzelliğine, hidayet huzuruna kavuşturan bir hayat kitabı… Asrın düşmüş olduğu bu sapıklık ve dalalet çukurundan kurtaracak tek çözüm!
Bir de “Furkan”… Hak ile batılı ayıran bir “mihenk”… Bir değişmez “ölçü”…
Ve “apaçık” (mubin) bir kitab. Yani anlayabileceğimiz bir kitab, felsefe yapmayan bir kitab, hayatımıza “kaynak” edeceğiniz bir kitab, üzerinde düşüneceğimiz bir kitab, kendisiyle “amel edebileceğimiz” bir kitab…
İşte bu Kitab ile “değerlendi” Ramazan ve Kadir Gecesi!
Şimdi bakalım… Ramazan’larımıza bakalım, bayramlarımıza bakalım, hayatımıza bakalım, çağdaş dünyaya bakalım. Kur’an’ın ne kadarı var? Ne kadarı hakim, ne kadarı mahkûm? Göreceğimiz: Karnaval ve şenliğe dönüşmüş bir Ramazan, tatil programlarına mahkûm olmuş bayramlar, huzursuz ve mutsuz bir hayat, kana ve zulme bulanmış bir dünya!
Eğer Kur’an’a “iman ettiğini” söyleyen bir milyar küsur Müslüman, “vektesimu bi heblillahi cemia..” (Allah’ın ipine topluca sımsıkı sarılın!) emrine rağmen tefrika içinde ise ve yine aynı ayette geçtiği gibi gücünü ve kuvvetini yitirmiş ise, Irak’ta Filistin’de Afganistan’da ve artık saymak da bile güçlük çektiğimiz nice temiz beldelerde yaşananlar, artık Iraklıların, Filistinlilerin, Afganistanlıların “kendi meseleleriyse”, işgal edilmemiş de olsa zulüm ve işkencenin sürdüğü diğer beldelerde “Allah’ın indirdiğiyle” değil, “insanların çıkardıklarıyla” hükmediliyorsa…“Ahseni takvim” olarak yaratılan “insan” hızla “esfelessefiline” geriliyorsa…
Velhasıl emir ve nehiyleri “hayattan” ve “yürürlükten” kaldırılmış bir Kur’an varsa ve biz onu sadece hatmediyor, ezberleyor ama hayata aktaramıyorsak, en azından bunun için çalışmıyorsak… Eğer o Kur’an bizim için bir “Hidayet” ve “Furkan” olamıyorsa, yani tanımına uygun bir şekilde hayatımıza yön veremiyorsa… Ayetin sonun da geçtiği şekliyle tuttuğumuz “oruç”un gayesi “Allah’ı büyük tanımamız” olduğu halde bunu gerçekleştiremiyorsak…“Ramazan’ın Kadr’ini” bilmiş olur muyuz?
Daha çok sorun sayabiliriz. Tabloyu daha da kötüleştirebiliriz. Hâsılı, ortada vahiy var ama vahyin muhatabı olması gereken bizler ortada yokuz! Vahye kalbimizi, hayatımız, dilimizi, kulağımızı kapatmış bir halde, “sıkıntı ve darlık” içinde kıvranıyoruz:
“Kim Allah’ın zikrinden yüz çevirirse ona dünyada dar bir geçim veririz.”
* * *
Bir açıklama ve son söz
Şunu da belirtmek gerekiyor ki: Kur’an tilaveti önemsiz değildir, Ramazan’da yapılan taat ve ibadetler asla önemsiz değildir! Bunlar aziz dinimizin “mendub” diye tarif ettiği şer’i hükümlerdendir. Bu yazıyı: ”Ramazan’da şunu şu kadar yapın, bunu bu kadar söyleyin” şeklinde bir yazı olarak yazmamamızın sebebi şudur: Biz eğer Ramazan’ı “Ramazan” yapan “şey”den kopmuşsak önce bu kopmuş bağı tekrar ve “sahih” bir biçimde tesis etmeliyiz ki bu ibadetler de da “asli” manasına kavuşsun. Zira “asli” meselenin konuşulmadığı bir yerde bütün konuşmalar “arızi” olacaktır. “Asli” meselemiz de Kur’an eksenli bir hayat nizamıdır ki inşallah bütün çabalarımız ve ibadetlerimiz bunu gerçekleştirmek içindir!
Selam ile…