“Elimdeki ekmek taş oldu, aydınlanmadı yüzüm.”*
“gel” deseydim,
gelmezdin,
biliyorum!
tıpkı benim sana varamadığım gibi,
değil!
benim gibi!
değil!
yani çöllerde kaybolmuş, bir ırmak gibi!
değil!
—peki, sen bunu biliyor musun?—
çıldıra çıldıra umanımı arıyorum: seni!
biliyor musun ki dinmedi sızım, göreli seni!
eksilmedi dumanım, çekeli seni!
sen ne menem bir dertsin ki yalnız gelmezsin!
onlarca derdi arkana takıp da perişan edersin!
ama müstahakımdır benim, düşmeyecektim peşine!
bulaşmayacaktım bu sevda işine.
oysa coşkulu bir türkü gibiydi yüzün!
mısraları ve nakaratı muhteşem uyumlu bir türkü…
söyleyemedim, doyasıya seni.
oysa yürek parçalayan bir ağıt gibi acılayarak yöneldim sana!
bilemedim ki sen, yalnız coşkulu türküleri severmişsin!
ağlayamadım, doyasıya kendimi.
ve sustu sazlar, henüz başlamadan senfonimiz!