
Fotoğraf: Ara Güler
II
Kentlerin birçoğunda uzun kavak kalmadı ki gıcırdasın
Ama benim sol yanımda sancı baki…
Anne ne olur ki,
Sıram gelmiş olsun varsın;
Ben ölürsem benden genci var tabii,
Ama Aşık Garip değil hiçbiri.
Ben de olamadım, yokmuş kısmette,
Yaşadıkça Şah Senem’i hissettim
Gerçi Tebriz’, Tiflis’e hiç gitmedim
Gitsem de bulamazdım, eminim.
Anne Yunus ne dediyse hep çıktı
Seylanlar semirdi kuvvetli oldu.
Zayıf kalsalar ne farkederdi…
Nasılsa onlar galip gelecckti
Bundan sonra Aşık Garip olunur mu ki
Sen onu söyle Anne.
III
Şam-ı garibanda değil sek de,
Muhakkak Çırağanda değiliz Anne
Lambalar söndü, çakmağı kim yakacak
Bu uluyanlar çakal mı
Ben, hırkasını giymiş bir derviş miyim?
Yoksa öldüm mü Anne…
Hiçbir ilişkim kalmadı çevreyle;
Yağmur beyhude yağıyor hani camdan,
Bakacak Arap kızları da nerde?
Bir şahin uçurtma marifetim vardı Kaleden kaleye;
Cılız kuşcağızlarmış onlar şahin değil,
Ben uçurduğum için uçmazlarmış
Başıboş uçarlarmış üstelik,
Sırlımda hırka, ayağımda terlik…
Niye ben ölmüş müyüm Anne?
Çıktım yücesine seyran eyledim
Kayak merkezleri olmuş yüceler;
Karlar üstünde kırmızı gagalı bir kara kuş,
Dalgın ve bîhuş
Bakıştık bir süre ben kuşça
O, insanca
Kerem’ler gurbetle işçiydiler
Aslıları doğrusu aramadım
Şah Senem’i düşündüm sessizce
“Dost elinden dolu içmiş deliyim”
Makine yağı köpüklü sokak seliyim
Ben sanayi oğluyum, sanayi sefiliyim
“Değmesin hop yağlı boya”
Endüstriyi seversen değme yarama Anne.
Halep’e girmeden terkediyorum, Halep şen olsun
Anne ben nereye gitmeli oldum, bilmiyorum.
O kırılma sınırında ince,
O bir tane;
Korunacaktı güya
“Değmesin hop yağlı boya”
Haykırışlarıyla kırıldı.
Çok yıllar önceki Doğu’da,
Ölenler testici dükkânlarında
Mey kâsesi olurlardı, şimdiyse
Çevreyolu geçecek günün birinde
Narin kaburgaları üstünden
O korunması gereken bedenin
Zalim zaman, onu korumayacak
Niye ben ölmüş müyüm ki bunlar olacak?
Hırka giyenler fırkasından mıyım?
Saat kaç, hangi sene?
Anne!
Hüsrev Hatemi
teşekkür ederim kıymetli dostum,siz nasılsınız?
insanın hiç tanımadığı ama sanki tanır gibi kendini yakın hissettiği birinin onu anladığını düşünmesi ne gariptir…..
selametle dost…..:-)
Biraz mum ışığıdır hüzün, biraz akşam alacasıdır Biraz gazete satan çocuk elleri, biraz bebek ağlamasıdır
Tüy gibidir hüzün Hafif ve yumuşak, canlı ve ölü Hayattan ve ölüme dair…
Hüzün, sâdıktır
Hüzün deyince hüzünler kulübesi akla gelmez mi? Yakup Peygamber gönle düşmez mi? “Bana düşen sabr-ı cemildir” diyen, ağlamaktan gözlerine gece inen baba… Demek ağlamanın bu türlüsü sabra mâni değil… Sabrın bu türlüsüne de «hüzün» diyelim biz…
Hüzün, ALLAH Rasûlü’nün dostudur, takdim ederim “Hüzün dostumdur” buyurmuş hüzün Peygamberi -sallallahu aleyhi ve sellem-, ömrü hüzünden sağılmış yetim Hira, hicret, İbrahim, Tâif, Uhud, ifk, ne yana baksa hüzün… Hüzne, bu hüzün yeter…
selam dost….
sanırım farklı fikirlere sahip olduğumuz konulardan biride hüzün….
bir kaç tane yazınızı internetten okuduğum kadarıyla gerçekten bazı konularda çok çok farklı düşünüyoruz….
ama siz herşeye rağmen dostumsunuz…..
kıymetlisiniz….